Urla

IMG_9269_rsz

Doğa, deniz, tarih ve bol oksijen…

Ege’nin doğası, tarihi ve kültürünü koruyabilmiş şirin ilçesi Urla, tertemiz havasıyla “Ege’nin akciğeri” olarak kabul ediliyor.
Çam ormanları ve asırlık zeytin ağaçlarının yeşilliği, Ege’nin masmavi suları, bol oksijenli havası, köklü geçmişi, sessiz sakin sokakları ve sımsıcak insanlarıyla karşılıyor Urla konuklarını ve dinginliğiyle büyük şehirlerin kargaşasından kaçanlara sığınak oluyor.

Ege’nin incisi İzmir’in batısında yer alan, tam on iki adayı kucaklayan Urla, kentin denize bulanmış kokusunun en keskin duyulabildiği ilçelerden biri… Denize kadar inen asırlık zeytin ağaçlarının gölgesinde deniz ile toprağın o eşsiz birlikteliğine şahitlik eden herkesin içinde büyük ihtimalle aynı duygu uyanıyordur: “Yaşamak ne güzel şey…” Günün her saatinde deniz başka bir renge bezenir Urla’da, sabahın lacivert denizi, öğlen zeytin yapraklarının yeşiline dönüşür örneğin… Doğası, tarihi ve kültürel zenginliklerini koruyabilmiş ülkemizin ender köşelerinden Urla, son yıllarda büyük şehirlerin kargaşasından kaçanlara bir sığınak konumunda…

15_rsz

Ege’nin akciğeri: Urla

Tertemiz bir havaya sahip olduğu için “Ege’nin akciğeri” olarak bilinen Urla’da yıllık hava sıcaklığı ortalaması 16,8 derece, nispi nemlilik ise yüzde 61 oranında. Yılın 195–200 gününün açık ve güneşli, 30–39 gününün kapalı, 120 gününün ise parçalı bulutlu geçtiği Urla’da etkili olan rüzgârlar ise poyraz ve lodos…

IMG_6784_rszIMG_9986_rsz

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Meyve ve sebze cenneti

Bereketli topraklarında her türlü meyve ve sebzenin yetiştiği Urla’da her cuma kurulan pazar, ne ararsanız bulabileceğiniz bir yer.  Urla’ya bağlı köylerden pazara gelen üreticiler, halıdan kilime, tarladan yeni toplanmış taze sebze ve meyveden çiçek fidesine kadar her şeyi satıyor. Pazara, Urla’nın o ünlü bamyasını, tereyağını, saf zeytinyağını, turp otu ve radikasını tadabilmek için, İzmir ve civar ilçelerden gelen müdavimlerin sayısı azımsanmayacak kadar çok…

DSC_0301_rsz

On iki adalı ilçe

Urla’nın en yüksek noktasını 650 metrelik rakımıyla Teke Dağları oluşturuyor. Doğa ile tarihin kucaklaştığı Urla, 40 kilometre uzunluğunda bir kıyı şeridine, plaj ve koylara sahip.

İzmir Körfezi’nde bulunan toplam on iki ada, Urla’yı diğer ilçelerden ayıran en önemli özelliği. Bu adalardan dördü iskâna açık; diğerler adalarsa günübirlik turizmde önemli bir yere sahip. Bu adaların isimleri şöyle sıralanıyor: Hastane Adası (Karantina Adası), Taş Ada, Pınarlı Ada, Yassıca Ada (Alman Adası),  Pita Adası, Eşek Adası, Adacık, Güvercin Adası, Hekim Adası, Uzunada  (Kösten), Menteş Adası (Kel Ada), Yılanlı Ada (Özbek Adası).

Kuzeyinde İzmir Körfezi, güneyinde Düden Körfezi ve Seferihisar, batısında Çeşme, doğusunda ise Güzelbahçe’nin yer aldığı Urla’nın nüfusu 50 bin civarında. Nüfusunun büyük bir kısmını Romanya, Bulgaristan, Yugoslavya, Yunanistan ve Arnavutluk göçmenleri oluşturuyor.

P1050612_rsz

Tarihin izinde sıcacık Urla

Urla’nın fazla bilinmeyen yönü ise tarihi… Bugün Urla’da iki bilimsel kazı yürütülüyor: Limantepe ve Klazomenai kazıları… İskele Mahallesi’nde yer alan bu iki antik yerleşimde yapılan arkeolojik kazılar, Urla’nın, Ege’nin en eski yerleşim merkezlerinden biri olduğunu ortaya koyuyor. Limantepe Höyüğü’ndeki kazılarda MÖ 4. bin Orta Kalkolitik döneme ulaşılırken, daha da eski dönemlere ulaşılması bekleniliyor.

Antik dönemin en önemli tarihçilerinden Herodot tarafından bildirilen on iki İon kentinden biri olan Klazomenai kentinin kalıntıları bugün İskele Mahallesi’nde, denize komşu tarlalarda ve kıyıya yakın Karantina Adası üzerinde bulunuyor. Matematik, astronomi bilgini ve İÖ 5. yüzyıl doğa düşünürlerinin en ünlüsü Anaksagoras’ın da doğum yeri olan Klazomenai’deki kazılarda bulunan büyük fırınlar ve atölye, buradaki İÖ 7-6. yüzyıllarda seramik sanayinin büyüklüğünü gösteriyor. Gerçekten de o dönemde Karadeniz, Güney İtalya ve Akdeniz kıyılarındaki kolonilere ihraç edilen, savaş sahneleri ve hayvan figürleriyle bezenmiş Klazomenai vazoları ve lahitleri bugün bile dünya müzelerinde önemli yer tutuyor.

Dünyanın bilinen en eski zeytinyağı tesisi Urla’da

Klazomenai ayrıca zeytinyağı ticaretinde isim yapmış bir antik kent. Kalıntıları arasında yer alan ve MÖ 6. yüzyıla tarihlenen zeytinyağı işliği, tanımlanabilen en eski zeytinyağı üretim tesisi. Bu tesis, Ege Üniversitesi koordinasyonunda yeniden inşa edildi. Sit alanında aynı tarihlerden kalma ve zeytinyağı işliğiyle bağlantılı bir de demirci işliği bulunuyor. 2007’de deniz yatağının altında MS. 7. yüzyıl sonuna tarihlenen çıpa ve diğer buluntular ortaya çıkarıldı. Bu çıpa da keşfedilen en eski gemi çıpası olarak nitelendiriliyor. Bu parlak dönemin ardından İÖ 5. yüzyıl ortalarında Klazomenai, Pers saldırısına uğrar ve bu antik kentte yaşayanlar tam karşıdaki Karantina Adası’na göç eder. 1865’te ise buraya Fransızlar tarafından bir tahaffuzhane, yani etüv merkezi yapılmış. Ada da böylece Karantina Adası olmuş. Urla’da Klazomenai’den başka Airai ve Hipekeranos antik kentleri bulunuyor. Airai, Urla’nın güney kıyılarında ve bir ada üzerinde kurulmuş. Şehrin yapı temelleri, sütunları ve lahitler halen görülüyor.

DSC_7303_rsz

Urla’da Türk egemenliği

Urla’nın Türk hakimiyetine girmesi ise 14. yüzyılın ilk yarısına rastlıyor. 1320’li yıllarda Türklerin Urla yarımadasına hakim olmalarıyla birlikte bugünkü Urla, bir Türk yerleşim merkezi olarak kuruldu. Bu dönemden kalma Fatih İbrahim Bey Camisi ve Hamamı halen hizmet veriyor. Bu eserlerin dışında 15. yüzyıla ait Çarşı Camii, 14-15. yüzyıla ait Kapan ya da Hacı Turan Camii ve Mektebi ile Kütük Minare Camii, 16. yüzyıla ait Hersekzade Ahmet Paşa Hamamı, 15. yüzyıla ait mektep, türbe, hamam ve çeşmeden oluşan Kamanlı Külliyesi, Türk geleneğine ait diğer önemli tarihi yapılar olarak dikkat çekiyor.

Piri Reis ve Evliya Çelebi’den Urla izlenimleri

15. yüzyıl sonu 16. yüzyılın başında yaşayan Piri Reis, “Kitab-ı Bahriye”de Urla’nın girintili çıkıntılı kıyılarını, adalarını dile getirirken, nerelerin “yufka sulu demir yeri”, nerelerin büyük gemilerin yatabileceği kadar derin olduğunu, rüzgârın hangi mevsim nereden estiğini saymış bir bir… Evliya Çelebi’nin “Seyahatname”sinde de Urla hakkında bilgilere rastlanıyor. Çelebi’ye göre; Urla’da kireç badanalı ev hiç yoktu. Hemen hepsi, baştan başa beyaz mermer gibi taşlardan yapılmıştı. Urla çevresindeki dağlar, yamaçlar, uzak ve yakın bütün çevre, bağ ve bahçelikti. Bunlar arasında birçok zeytin ağacı adeta bir orman görünümündeydi.

3_rsz

Vurla… Uğurola…

Urla isminin nereden geldiğine dair çeşitli söylenceler bulunuyor. Örneğin, halk dilindeki bir rivayete göre ilçenin adı Latince ve Rumcada bataklık manasına gelen “vurla” kelimesinden türemiş. Bir diğer söylenceye göre ise kelimenin kökeni, Osmanlı Padişahı Mehmet Çelebi’nin, komutanlarından İbrahim Bey’e sefere çıkarken dediği “uğurola”dan geliyor. Evliya Çelebi’ye göre ise burası Kıdefa Kralı’nın kızı Ulice tarafından kurulmuş ve kralın kızı ilçeye kendi ismini vermiş. İsminin nereden geldiğine dair farklı söylenceler olsa da, Urla’nın Büyük İskender’den bu yana görkemli bir tarihe sahne olduğu bir gerçek. İon tarihçisi ve filozofu Anaksagoras, doğal güzellikleriyle görülmeye değer bir belde olan Urla’nın en önemli tarihi kişiliklerinden biri. Anaksagoras, gelmiş geçmiş en büyük filozoflardan biri olan Sokrates’in de hocasıydı.
‘Üzüme balın, zeytine yağın düştüğü gün’

Urla’da geleneksel hale gelmiş Ege eğlenceleri ve adetlerine hâlâ rastlanıyor. İlçede bulunan küçük el sanatları imalathanelerinde, Halk Eğitimi Merkezi ve Pratik Kız Sanat Okulu’nun da desteğiyle Urlalı genç kızlar ekonomiye katkı sağlıyorlar. Urla’da yazı daha çekici kılan geleneksel aktivitelerden biri de yarımadada düzenlenen oyunlar. Urla, Çeşme, Seferihisar, Karaburun, Güzelbahçe ilçeleri ile Alaçatı, Mordoğan ve Ürkmez beldelerinin katılımıyla 1992’den beri gerçekleştirilen “Yarımada Oyunları” her geçen yıl artan bir ilgiyle izleniyor. Sportif ve kültürel etkinliklerle yörenin sosyoekonomik kalkınmasına katkı sağlayan oyunlar, bölge insanının birlik ve beraberliğini de pekiştiriyor. Bağbozumu şenlikleri ise ilçenin en eski geleneklerinden biri. 2600 yıl öncesine dayanan şenliklerin başlangıç günü 14 Ağustos. Bu tarih “üzüme balın, zeytine yağın düştüğü gün” olarak kabul ediliyor.  İlçe için bir başka önemli gün ise 12 Eylül Kurtuluş Şenlikleri…

DSC_7217_rsz

Nobelli şairin vatanı

Çağdaş Yunan şiirinin en büyük ustaları arasında olan Yorgo Seferis’in evi de pek çok Urlalı ve turistin ilgi gösterdiği mekânlar arasında yer alıyor. 29 Şubat 1900’de Urla’da doğan Seferis’in annesi Rum asıllı bir Urlalı. On dört yaşına kadar Urla’da yaşayan Seferis, şair ve yazarlığının yanı sıra Türkiye’de dahil olmak üzere birçok ülkede diplomatik görevlerde bulundu. Seferis, 1963’te “Üç Kırmızı Güvercin” adlı şiir kitabıyla Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü. 2000 yılında, Yorgo Seferis’in 100. doğum yılı olması nedeniyle Urla’daki doğduğu ev restore edilerek, otel olarak hizmete sokuldu.

Urla’da her sene anılan iki ünlü isim daha bulunuyor: Necati Cumalı ve Tanju Okan… Ünlü edebiyatçımız Necati Cumalı’nın kendi adını taşıyan sokaktaki evi, “Necati Cumalı Anı ve Kültür Evi” adıyla ziyaretçilerini ağırlıyor. Müzisyen Tanju Okan ise 1973’te memleketi Urla’ya dönerek İskele Mahallesi’ne yerleşti. Hayatının geri kalan kısmını aynı zamanda açık deniz ve yat kaptanı olarak sürdüren Okan, tam bir Urla aşığıydı. 23 Mayıs 1996 tarihinde çok sevdiği memleketi Urla’da hayata gözlerini yuman Okan’ı, Urlalılar hiç unutmadı ve 2000 yılında adının verildiği parka heykeli dikildi. Ayrıca her yıl Necati Cumalı ve Tanju Okan’ın ölüm yıldönümlerinde anma törenleri yapılıyor. Ayrıca, Neyzen Tevfik’in de on üç yaşındayken ailesiyle Urla’ya geldiği, Urla çarşısının önünden geçerken, bir berber dükkanından gelen ney sesinin, yaşamına yön veren neyzenliğe doğru adım atmasını sağladığı ve Türk heykel sanatının öncülerinden Şadi Çalık’ın da 1923’te mübadeleyle Urla’ya geldiği, çocukluğunu ve gençliğini Urla’da geçirdiği biliniyor.

Ne yenir?

Urla pazarındaki Lale Katmercisi’ni Ege’de tanımayan yoktur. Urla’ya has bir yiyecek olan katmer, özel olarak açılan yufka içine peynir, maydanoz, kıyma ve yumurta konularak yapılıyor.

IMG_6690_rsz

Nereler gezilir?

Büyük İskender zamanında ince bir yolla karaya bağlanmış olan Karantina Adası’nda   şu anda  Fransızların yapmış olduğu “Tahaffuzhane” denilen etüv merkezleri ile tam teşekküllü bir devlet hastanesi, bir otel, bir mağara ve antik Klazomenai Antik Kenti’nin kalıntıları bulunuyor. Tahaffuzhanenin geçmişi bir hayli ilginç. O yıllarda Hac’dan gemilerle dönenler ada açıklarında demirler, yolcular da küçük teknelerle taşınarak iki bölüm halinde tahaffuzhaneye alınırmış. İlkinde ilaçlı sularla duş yaptırılan yolcuların tüm eşyaları ve çamaşırları, aradaki 360 derece dönebilen dolaplarla ikinci bölüme yani, tahaffuzhaneye gönderilir, buradaki üç büyük kazanda, 110 derecelik buharla mikroplarından arındırılırmış. Hasta yolcu varsa, gemi karantinaya alınır, bir süre bırakılmaz; herhangi bir salgın hastalıkla karşılaşılmazsa, bir atlı haberci İzmir Valisine müjdeyi götürür, Vali de gelen ulağı bir kese akçeyle ödüllendirirmiş. Bu sistem, Osmanlı tarafından 150 yıl önce uygulanıyordu.

Tekne bağlamak için 45 metre uzunluğunda iskele inşa edilen Yassıca Adası, ise günübirlik turizme açık ve muhteşem bir plaja sahip. Yaz aylarında hafta sonları Karşıyaka, Konak, Urla İskelesi ve Yassıca Ada arasında gemi seferleri düzenleniyor. Mide hastalıklarına iyi gelen içme sularıyla ünlü Malgaca İçmeleri’nin ayrıca kilometrelerce uzunluğunda doğal plajı bulunuyor. Çeşmealtı üstündeki Güvendik Tepesi’nden açık havada on iki adayı ve İzmir Körfezi’ni kesintisiz görmek mümkün. Güneşin doğuşu ve mehtaplı gecelerde sunduğu inanılmaz görüntüleriyle ünlü olan tepe, çam ormanlarıyla çevreli. Balıkçılık ve ziraatla geçinen Özbek Köyü’nün camisinin bahçesinde asırlık ağaçlar bulunuyor. Köyün otantik havası ve yarımadanın batı kıyılarındaki yat limanı, balıkçı barınağı ve ılık suyuyla görülmeye değer. Türkiye’de tiyatrosu olan ilk köy de Urla’da bulunuyor. 1930’lu yıllarda köyde öğretmenlik yapan Mustafa Anarat’ın sayesinde tiyatroyla tanışana Bademler Köyü, tiyatroyu o kadar çok sevmiş ki 1969’da kendi imkanlarıyla bir tiyatro binası bile inşa etmiş. Bademler Köyü Tiyatrosu’nun oyuncuları ziraatla uğraşan köylülerden oluşuyor. Bademler Köyü, kütüphanesi, Özel Çocuk Oyuncakları Müzesi ve çiçek seralarıyla da ün salıyor. Necati Cumalı’nın aynı adlı hikâyesinden uyarlanan ve 1964 Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı ödülü kazanan “Susuz Yaz” filmi de Bademler Köyü’nde çekilmiş.

DSCF3779_rsz

Alternatif yaşam merkezi: URLA

Deniz ile ormanın iç içe geçtiği, havası temiz, toprağı kirlenmemiş, insani değerlerini yitirmemiş bir yer Urla… Bir zamanlar Türklerin, Yahudilerin ve Rumların iç içe yaşadığı Ege’nin bu şirin ilçesi, bugün ağırlıklı olarak Romanya, Bulgaristan, Yugoslavya, Yunanistan ve Arnavutluk göçmenlerini ağırlamakla birlikte son yıllarda huzurlu, dingin ve güvenli atmosferinin çekimine kapılan metropol insanlarının da yaşamak için tercih ettiği bir yer.

Yorgo Seferis’in, Necati Cumalı’nın, Neyzen Tevfik’in, Tanju Okan’ın Urlası, hâlâ küçük meydanları, asma altı kahveleri, köyleri, balık mezarları, on altı köyden gelen üreticinin kurduğu ünlü pazarı, çağdaş insanları, köklü geçmişinin izlerini yansıtan sokakları ve yemekleriyle Ege’nin ruhunu yaşatıyor.

Diyelim oturmuş yazıyorum
Birden duruyor kalem
Bir görüntü ak kâğıtlarda
Ev ev sokak sokak
Yine Urla oluyor konum

Bir ağız mızıkam var
Üflüyorum
Re mi fa sol la
Bir es mi giriyor araya
Ya Urla?

Türk edebiyatının usta ismi Necati Cumalı, “Urla’da Zaman” adlı şiirinde böyle anlatıyor çok sevdiği Urla’sını…  Türkiye ile Yunanistan arasında 1923’te yapılan nüfus mübadelesiyle ailesi Urla’ya yerleştirildiğinde Cumalı, henüz iki yaşındadır. Çocukluğu, gençliği Urla’da geçen yazarın ilk şiiri de 1939’da Urla Halkevi Dergisi’nde yayınlanır. Bugün Cumalı’nın Urla’da yaşadığı ev, pazartesi hariç haftanın her günü sevenlerini ağırlıyor.

necati cumalı evi_rsz

Necati Cumalı henüz Urla’nın sokaklarında oyun oynamazken, gelecekte dünya edebiyatında önemli bir yer edinecek başka bir isim, o sokaklarda oyun oynamaktır: Yorgo Seferis… Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Yunan yazarı Seferis, ailesiyle birlikte Urla’dan Yunanistan’a göç ettiğinde on dört yaşındadır. Ege’nin karşı yakasından Urla’yı izleyen Seferis, otuz yıl sonra yeniden Urla’ya gelir ve Urla’ya dair şu dizeleri yazar:

“Nasıl ki
kalkar, doğup büyüdüğün şehre
gidersin bir gece
ve bakarsın temelinde yıkılıp yeniden kurulmuş o şehir
ve yakalamaya çalışırsın geçen yılları
onları yeniden bulmanın umudu içinde…”

Cumalı’nın, Seferis’in Urlası…

Yorgo Seferis’in Urla İskele’de adını taşıyan sokakta bulunan doğup, büyüdüğü ev ise bugün butik otel olarak hizmet veriyor. Seferis’in, Cumalı’nın, Neyzen Tevfik’in, Tanju Okan’ın Urlası ise; hâlâ küçük meydanları, asma altı kahveleri, köyleri, balık mezatları, on altı köyden gelen üreticinin kurduğu ünlü pazarı, çağdaş insanları, köklü geçmişinin izlerini yansıtan sokakları ve yemekleriyle Ege’nin ruhunu yaşatıyor.

Deniz ile ormanın iç içe geçtiği, havası temiz, toprağı kirlenmemiş, insani değerlerini yitirmemiş bir yer Urla… Bir zamanlar Türklerin, Yahudilerin ve Rumların iç içe yaşadığı Ege’nin bu şirin ilçesi, bugün ağırlık olarak Romanya, Bulgaristan, Yugoslavya, Yunanistan ve Arnavutluk göçmenlerini ağırlamakla birlikte son yıllarda huzurlu, dingin ve güvenli atmosferinin çekimine kapılan metropol insanlarına da ev sahipliği yapıyor.

DSCF3788_rsz

Yeni başlangıçların adresi

Yeni bir başlangıç yapmak, hayallerindeki hayatı yaşamak için Urla’nın yolunu tutanların sayısı azımsanmayacak kadar fazla… Büyük şehirlerin kargaşasından, stresinden yorulup, daha doğal bir hayat yaşamak ya da her geçen gün yiten insani değerleri yeniden bulmak isteyenlerin buluşma noktalarından biri konumunda artık Urla… İstanbul’dan, İzmir’den,  Ankara’dan hatta yurt dışından alternatif bir hayat yaşamak için Urla’yı tercih edenlere her geçen gün yeni bir isim ekleniyor. Ünlü ressam Cuma Ocaklı da bu isimlerden biri… Emekli olduktan sonra Urla’ya yerleşen sanatçı, resim çalışmalarına burada devam ediyor.

Her hayaliyle Urla’da yaşamaya gelen, bu sıcacık Ege ilçesine ayrı bir güzellik katıyor aslında… Kimi 1900’lü yılların başına kadar Avrupa’nın en ünlü üzümlerini yetiştiren bağlara yeniden can vermek, kimi Rumlardan ya da Yahudilerden kalan tarihi yapıları geleceğe taşımak, kimi kirlenmemiş toprağında organik tarım yapmak kimi de zengin mutfağını yeni nesillerle buluşturmak için uğraşıyor. Bunları yaparken de gözleri gibi koruyorlar Urla’nın doğasını, yeşilini, temiz havasını, denizini, henüz betonlaşmaya teslim olmamış dokusunu… Yani doğaya, çevreye, tarihe, kültüre saygılı, bilinçli bir gelişim yaşanıyor Urla’da…

Urla’nın yöresel yemeklerini yaşatmak isteyenler Slow Food çatısı altında bir araya gelmiş bile… Slow Food gönüllüleri, geçen aylarda iki ilginç etkinliğe imza atmış. İlk önce Urla’nın geleneksel yemeklerinden ıspanak balığını pişirerek, Urlalılara ikram eden gönüllüler, isteyenlere bu yemeği nasıl yapabileceklerini anlatmış. Daha sonra da Urla’nın otlarını gençlere öğretmek için ormana bir gezi düzenleyen gönüllüler, katılımcılara hangi otun ne amaçla kullanıldığını, hangi ottan yemek yapabileceklerinin bilgisini vermiş. Urla’nın sualtı tarih zenginliğini meraklılarıyla buluşturmak isteyen Çeşmealtı Güzelleştirme, Kalkındırma ve Koruma Derneği ise İzmir Kalkınma Ajansı’nın desteğiyle “Sualtında Tarih Yolculuğu” adında ilginç bir projeye imza atmış. Bu yaz hayata geçmesi amaçlanan projeyle başta engelli dalgıçlar olmak üzere isteyen herkes Limantepe sualtı kazı bölgesinde yürütülen çalışmaları daha yakından görebilecek.

DSC_7313_rsz

Urla’nın geçmişi aydınlatılıyor

İzmir’e yarım saat uzaklıktaki bu deniz, tarih, zeytin cennetinin köklü geçmişinin izleri sürmek amacıyla 1992’de Ankara Üniversitesi tarafından Prof. Dr. Hayat Erkanal’ın başkanlığında başlatılan Limantepe kazıları ise sürüyor. Geçen sene Amerika’da yayınlanan bir arkeoloji dergisi tarafından dünyanın en iyi on kazısından biri seçilen Limantepe sualtı kazıları, Urla’nın tarih öncesi geçmişine dair her geçen yıl yeni bilgiler veriyor.

Başlangıç tahminlerinin çok ötesinde sonuçlar elde ettiklerini belirten Prof. Dr. Erkanal, “Burada MÖ 3 bine ait büyük bir kentleşme saptadık. Özellikle 2000 yılından itibaren kazı çalışmalarımız çok önemli bir sürece girdi. Şöyle ki hava fotoğraflarını incelerken, kazdığımız kentin ön kısmında, denizin altında birtakım lekeler olduğunu gördük.  Bunları incelemeye başladığımızda da denizin altında bir şehirle karşılaştık. Böylece Limantepe’yi hem karadan hem de denizden araştırmaya başladık ve bu çalışmalarımız çok olumlu sonuçlar vererek devam ediyor” diye konuşuyor.

Antik tekneler Urla’da hayat buluyor

Bir yandan Limantepe kazılarını yürüten bir yandan sualtı arkeolojik kazıların Kültür Bakanlığı bünyesinde bir bilim dalı haline getirmeye çalışan Prof. Dr. Erkanal, bir yandan da antik çağlara ait teknelerin yeniden inşa edilmesi için çaba sarf ediyor. Üç yıl önce Bodrum Arkeoloji Müzesi’nde kalıntıları bulunan 3 bin 500 yıllık Uluburun teknesini, ardından MÖ 600’lü yıllara ait Kybele teknesini inşa ettiklerini vurgulayan Prof. Dr. Erkanal, bu sene de Ege’nin bilinen en eski teknesinden üç tane yapacaklarını söylüyor. 4 bin 200 yıl öncesine tarihlenen bu teknelerin, sadece kürekle hareket edebildiğini belirten Prof. Dr. Erkanal, eylülde bu teknelerle Urla’dan yola çıkarak Yunan adalarını ziyaret edeceklerini kaydediyor.

Urla’da bir “Arkeopark” oluşturmayı da planladıklarını ifade eden Prof. Dr. Erkanal,“İnşa ettiğimiz antik tekneleri, sualtından çıkardığımız eserleri ‘Arkeopark’ta sergileyeceğiz. Yine bu parkta kazılarda bulduğumuz atölyeleri, evleri birebir inşa edecek, o çağlara ait üretim şekillerini örneğin; 4 bin yıl önce dokumanın nasıl yapıldığını, ekmeğin nasıl pişirildiğini göstereceğiz. Bunların yanı sıra antik bir tekne yaparak, halkı o dönemin koşullarında seyahat ettirmeyi planlıyoruz. Bunların hepsi Türkiye için ilk olacak” diyor.

Türkiye’de ilk, dünyada ise sadece  iki yerde yapılan bir çalışmayı Limantepe’de yaptıklarını belirten Erkanal şöyle konuşuyor: “Biz burada suyun altını kazıyoruz, bu çok zor bir iş. Eskiden burada yapılan kazıların birkaç nesil süreceğini söylerdim, şimdi yedi-sekiz nesil sürer diyorum.”

Prof. Dr. Erkanal Urla’da hayata dair ise şu görüşleri dile getiriyor: “Urla’da yaşayanlar daha çok doğaya aşk insanlar. Çünkü Urla’nın en temel özelliği doğal ve tarihi yapısını hâlâ koruyor olması. Urla’nın içine girdiğinizde de antik evleri görebilirsiniz. Bir de çok güzel havası var. Deniz ve hemen gerisinde çam ormanları başlıyor. Doğayı sevenler için Urla en ideal yaşam alanlarından biridir.”

Türkiye’nin en eski zeytinyağı fabrikası

Urla’ya beş kilometre mesafede, antik bir liman olan Urla İskelesi var. Antikçağın en önemli filozoflarından, akılcı ve özgür düşüncenin babası ve Sokrates’in hocası Anaksagoras, burada Klazomenai’de doğduğu daha sonra Atina’ya yerleşerek, doğa felsefesini öğreten ilk hoca olduğu biliniyor. Urla İskelesi yakınındaki bir tarlada, Ege Üniversitesi’nden Arkeolog Prof. Dr. Güven Bakır’ın başkanlığında yapılan kazılarda ortaya çıkarılan, 2 bin 600 yıl öncesine ait zeytinyağı işliği Anadolu’da ele geçen en eski ve tek zeytinyağı fabrikası olma özelliğini taşıyor. Yeryüzünün de bilinen en eski zeytinyağı fabrikalarından biri olan ve aslına uygun olarak yeniden inşa edilen işlikte, 2 bin 600 yıl öncesinin tekniğiyle zeytinyağı üretme çalışmaları ise devam ediyor.

IMG_6736_rsz

El değmemiş koylarda deniz keyfi

Kırk kilometrelik bir sahil şeridine, el değmemiş koylara ve on iki küçük adaya sahip olan Urla Yarımadası’nın özellikle güneyinde, yedi kilometre mesafedeki Demircili Köyü yakınındaki koylar, Yağcılar, Zeytineli kıyıları ve Altınköy temiz denizi ve bakir ormanlarıyla başta İzmirlileri olmak üzere çok sayıda turisti ağırlıyor.

Geleceğin Napa Valley’i

1900’lü yılların başına kadar Almanya, İngiltere ve Hollanda’ya deniz yoluyla kuru üzüm ihracatı yapan ve bağlarında yetişen üzümlerin kalitesiyle tanınan Urla, bağlarına yeniden kavuşuyor.  Butik ve organik şarapçılık yapmak için Urla’ya yerleşenlerin çabalarının meyveleri toplanmaya başladı bile…. Urla’nın Kuşçular Köyü’nde üretim yapan Urla Şarapçılık’ın “Masters of Wine İstanbul 2010”da üç ayrı kategoride aldığı birincilik ve ikincilikler, Urlice şaraplarını aynı başarıyı geçen sene yakalaması Urla’nın Kaliforniya’daki ünlü Napa Valley gibi geleceğin butik şarap merkezi olması yönünde çaba sarf edenleri umutlandırıyor.

Nereler gezilmeli?

Yassıca (Alman) Adası: Turistik amaçlı kullanılmak üzere hazırlanan adaya tekne bağlamak için 45 metre uzunluğunda iskele yapılmış ve günübirlik turizme açılmıştır. Plajı çok ünlü… Yaz aylarında hafta sonları Karşıyaka, Konak, Urla İskelesi ve Yassıca Ada arası gemi seferleri yapılmaktadır.

Malgaca İçmeler: Mide hastalıklarına iyi gelen içme sularıyla ünlüdür. Ayrıca, kilometrelerce uzunluğunda doğal plajı vardır. Çeşme – Kuşadası arasındaki eski kervan yolunun kalıntısı olan iki köprü bu kıyılarda denizin içinde kalmıştır.

Güvendik Tepesi: Çeşmealtı üstündeki bu tepeden açık havada on iki adayı ve İzmir Körfezi’ni kesintisiz görmek mümkün. Güneşin doğuşu ve mehtaplı gecelerde sunduğu inanılmaz görüntüleriyle ünlüdür. Çevre, çam ormanlarıyla kaplıdır.

Ovacık Köyü: Buradan tüm Urla’nın panoramik görüntüsünü izlemek mümkündür.

Özbek Köyü: Balıkçılık ve ziraatla geçinen köyün camisinin bahçesindeki asırlık zeytin ağaçları, balık mezatı ve yarımadanın batı kıyılarındaki yat limanı, balıkçı barınağı ve ılık su görülmeye değerdir.

Bademler Köyü: Tiyatrosu olan ilk köy. Oyuncular da ziraatla uğraşan köylülerden oluşuyor. Kütüphanesi, Türkiye arkeolojisini en önemli isimlerinden Musa Baran’ın çabalarıyla evinde açtığı Özel Çocuk Oyuncakları Müzesi ve çiçek seraları ile ünlüdür. 1963 Berlin Altın Ayı Ödülü’nü kazanan “Susuz Yaz” filminin konusu Bademlerde geçmiş ve film bu köyde çekilmiştir. Bir dönem Tekel ve Gümrük Bakanlığı yapmış Mahmut Türkmenoğlu da Bademler Köyü’ndendir.

IMG_4923_rsz

Bunları yapmadan Urla’dan ayrılmayın

*Urla’nın meşhur katmerinden tadın
* Malgaca içmelerinin suyundan için
* Güvendik Tepesi’nden güneşin doğuşunu ve batışını izleyin
* Karantina adasındaki antik Klazomenai kentinin kalıntılarını görmek için dalın
* Özbek Köyü’nde bin yıllık zeytin ağaçlarını ziyaret edin
* Bademler Köy Tiyatrosu’nda bir oyun izleyin ve Ali Usta’nın köftesinden tadın
* 14 Ağustos Bağbozumu Şenliği’ne katılın
* Klazomenai’deki, dünyanın en eski zeytinyağı işliğini gezin
* 3 bin 500 yıllık Uluburun teknesinin birebir modellendiği tekneyi görün
* Çeşmealtı ya da Özbek Köyü’nde bir mezata katılın. Ve Akşamları kurulan meşhur Çeşmealtı pazarında alışveriş yapın
* Urlice Şarapevi’nde bağların içinde bir kadeh şarap yudumlayın
* Zafer Caddesi’nde eski yapılar arasında geçmişe uzanın